şekil Archives - Doyulmaz.Net - Sohbet, Doyulmaz Sohbet, Chat, Sohbet Odaları

Doyulmaz Türkiye’de Dalga ve Akıntıların Oluşturduğu Şekiller

11 April 2012 Kategori Coğrafya

TÜRKİYE’DE DALGA VE AKINTILARIN OLUŞTURDUĞU ŞEKİLLER
Yeryüzünün şeklini değiştiren dış etkenlerden birisi de dalga ve akıntılardır. Dalga ve akıntılar, deniz ve göl kıyılarını şekillendirir. Akarsular, çözülme, kütle hareketleri ve su yosunları gibi canlılar kıyıların şekillenmesini etkiler. Ayrıca insanlar da iskele, liman, balıkçı barınağı, deniz feneri, tersane, dalgakıran, su ürünlerinin üretme ve yetiştirme tesisleriyle kıyıların şeklini değiştirirler. Moloz, toprak, cüruf, çöp atık ve artıklar da kıyıların şeklini değiştiren etkenlerdir.
Türkiye kıyılarının aşınımında en önemli etken olan dalgalar, akıntılarla birlikte kıyılarda, taşıma ve biriktirme işlevi görür. Bu nedenle dalgaların dik ve derin kıyıları aşındırması ile falezler (yalıyarlar), falezlerin önlerinde de dalga aşınım düzlükleri oluşur (Şekil 5)

Dağların kıyıya paralel uzandığı Karadeniz ve Akdeniz kıyılarımızda, diğer kıyılarımıza oranla falezler daha fazla görülür. Doğu Karadeniz’de Sarp-Samsun kıyıları ve Batı Karadeniz’de Sinop-Karadeniz Ereğlisi arasındaki İne-bolu-Cide kıyılarında, ayrıca Akçakoca ve Şile kıyıları, İstanbul Boğazı’nın her iki yakası, Tekirdağ kıyıları, Biga Yarımadası’nın batı kıyıları, Çeşme, Datça, Bozburun, Bodrum, Teke Yarımadası’nın kıyıları, Antalya çevresi, Alanya-Silifke arasındaki özellikle Alanya-Gazipaşa arası kıyılar ve ayrıca Silifke-Mersin arasındaki kıyılar yüksek kıyıların ve falezlerin görüldüğü alanlardır. Dalga-akıntı iş birliği ile taşınarak biriktirme yoluyla alçak ve sığ kıyılarda kıyı setleri, kıyı okları, kıyı kordonu ve tombolo gibi bağlama setleri, deltalar oluşur. Bunların gerisinde kıyı setlerinin oluşturduğu kıyı set gölleri (lagün), rüzgârların oluşturduğu kıyı kumulları bulunur. Alçak plajların önünde ve gerisinde gelişen kıyı setleri plajların genişlemesine yol açar. Ülkemizde akarsu ağızlarındaki alçak alanlarda plajlar yer alır. Bunların yanı sıra Karadeniz kıyılarımızda Sinop, Ayancık, Cide, İnebolu, Akçakoca, Karasu, Ağva, Şile, Kumköy, Ormanlı, Yalıköy, Kıyıköy ve İğneada; Marmara kıyımızda Tekirdağ-Kumbağ, Şarköy, Karabiga-Gönen deltası arası, Erdek, Kocasu deltası, Kumla; Ege kıyılarımızda Enez-Mecidiye arası, Saros körfezi güney kıyıları, Ayvalık, Dikili, Foça, Kuşadası, Altınkum, Güllük, Bodrum, Datça, Marmaris; Akdeniz kıyılarımızda Fethiye, Ölüdeniz, Belceğiz, Kalkan, Kaş, Kemer, Antalya, Side, Alanya, Gazipaşa, Anamur,Silifke, Mersin, Yumurtalık, Dörtyol-İskenderun arası kıyılar ülkemizin önemli plâj alanlarıdır. Bir buruna bağlı olarak birçok kıyılarımızda kıyı oklarının geliştiği görülür. Bunların daha da gelişerek bir körfez ya da koy ağzını kapatmasıyla kıyı kordonları oluşmuş, gerilerinde de kıyının bir setle kapatılmış olması dolayısıyla lagünler gelişmiştir. Marmara denizi kuzeyinde Küçük Çekmece ve Büyük Çekmece gölleri böyle gelişmiş lagünlerdir. Bağlama setlerinden, adayı karaya veya adaların dalga ve akıntılarla taşınan malzemelerle birbirine bağlanmasıyla tombolo oluşur.
Marmara denizinin güneyinde eski bir ada olan Kapıdağ’ı Anadolu’ya bağlayan Belkıs tombolosu böyle bir bağlama setidir. Ayvalık çevresindeki adalar yine birbirleriyle bu şekilde sonuçta da karaya bağlıdırlar. Kıyı birikim şekillerinden bir diğeri olan deltalar ülkemizin önemli tarım alanlarından-dır. Karadeniz kıyılarımızda Kızılırmak deltasında-ki Bafra Ovası, Yeşilırmak deltasındaki Çarşamba Ovası; Akdeniz kıyılarımızda Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu Çukurova en tipik örneklerdir. Ayrıca Batı Anadolu çöküntü (graben) alanlarının ağzındaki Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes deltaları, bir de Enez’deki Meriç deltası, Marmara denizinde Hersek, Gönen, Kocasu deltaları; Akdeniz’de Göksu ve Asi deltaları diğer önemli delta örnekleridirler. Bunların tamamının kıyı gerisinde lagünleri de bulunur.

Son buzul döneminden sonra (günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce), sıcaklığın artışına bağlı olarak buzullar eridiğinden bütün dünya kıyılarında deniz seviyesi yükselmiştir. Bu yükselme sonucunda ülkemiz kıyıları da boğulmuş kıyılar grubuna girmektedir. Bu nedenle çeşitli kıyı tipleri oluşmuştur. Yükselen denizin, kıyıya dik dağlar arasındaki vadi ve ovalara sokularak yerleştiği yerlerde kıyı çok girintili ve çıkıntılı olmuş, Ege kıyılarımız gibi enine kıyılar oluşmuştur.
Dağların kıyıya paralel uzandığı Akdeniz ve Karadeniz kıyılarımızda boyuna kıyılar gelişmiştir. Ayrıca platoları yaran derin akarsu vadilerinin sular altında kalması ile Çanakkale Boğazı, İstanbul Boğazı ve Haliç, ayrıca Güneybatı Anadolu kıyılarımızda Fethiye ve Marmaris körfezleri gibi rialı kıyılar oluşmuştur. Yine, alçak tepelik alanlardaki geniş vadilerin sular altında kalması ve bunların önünün koy setleriyle kapatılması ile Küçük Çekmece ve Büyük Çekmece göllerinde olduğu gibi li-manlı kıyılar oluşmuştur. Bir de denizin, kıyıya paralel dağlar arasındaki vadilere sokulduğu, kıyıya paralel adalar, kayalar, kayalıklar, bunlar arasında su geçidi ve kanallarının bulunduğu Güneybatı Anadolu’da Teke Yarımadası’nda Kaş-Demre arasında görülen dalmaçya tipi kıyılar oluşmuştur. Karstik alanlarda geniş kireç taşı çatlakları boyunca denizin metrelerce karaya doğru sokulduğu, ülkemizde Taşeli Yarımadası sahillerinde Gazipaşa-Anamur kıyılarında, Şile ve Kefken’de görülen ka-lanklı kıyılar gelişmiştir. Kıyılarımızın çökmesi veya yükselmesi sonucunda, faylarla oluşan Batı Karadeniz kıyılarımızda Cide ve Akçakoca kıyıları; Marmara denizi kuzey kıyılarında Tekirdağ-Gazi-köy arası; Ege denizinde Saros Körfezi kıyıları, Biga Yarımadası güneyinde Baba Burnu-Edremit arası, Gökova Körfezi kuzey kıyıları; Akdeniz’de Teke Yarımadası doğu kıyılarında Kırlangıç Burnu-Antalya arası kıyılarımız tektonik kıyıların örnekleridir.

 

Türkiye’de Buzulların Oluşturduğu Şekiller

06 April 2012 Kategori Coğrafya, Genel, Genel KonuLar

Bugün içinde bulunduğumuz son jeolojik devi olan Dördüncü Zaman (Kuaterner)ın ilk yansır oluşturan Buzul Çağı (Pleistosen)nda iklimin gü nümüze oranla daha soğumasına veya ısınması na bağlı olarak iklim değişiklikleri oluşmuştur. Bu bakımdan dört büyük buzul devri, dörtte buzul arası devri yaşanmıştır. Buzul devrinde, yeryüzünde sıcaklığın genelde azalmasına dayanarak örneğin Avrupa’da Alp dağlarının eteklerine kadar düzlük sahalar ve dağlar buzullarla kaplanmış; deniz ve okyanusların seviyesi ise birkaç metre alçal-mıştır. Buzul arası devrelerde ise buzullar erimiş okyanus ve denizlerin seviyesi yeniden günümüzdeki seviyelerine göre birkaç metre yükselmiştir. İklimde oluşan bu değişimlerden ülkemizde etkilendiği gibi özellikle Buzul Çağı (Pleistosen)nın dördüncü ve son buzul döneminde (Würm) ülkemizdeki yüksek dağlar buzullarla kaplanmıştır.

Buzullar, yüksek dağları ve kutup bölgelerini şekillendiren başlıca dış etkenlerdir. Bu alanlarda yağışlar kar şeklinde olur. Ancak sıcaklık çok düşük olduğundan yağan karlar, kısmen eriyemeden üst üste yığılır. Yıl boyunca ortadan kalkmayan bu karlara toktağan ya da sürekli karlar denir. Bunların başladığı yere ise sürekli kar sınırı adı verilir. Bu sınırın yüksekliği sıcaklık ve kar yağışı değerlerine bağlı olarak değişir. Bu sınır, örneğin tropikal kuşak dağları üzerinde 5000-6000 m arasından geçerken, Kuzey Kutup Bölgesi’nde 500 m, Güney Kutup Bölgesi’nde ise 0 m yani deniz seviyesinden başlar. Türkiye’de sürekli kar sınırı, batıdaki dağlar üzerinde 2200-2400 m’lerden başlar. Bu seviye karasallığa bağlı olarak ülkemizin doğusuna ve iç kısmına gidildikçe yükselmektedir. Karadeniz Bölgesi’ndeki kıyı dağları üzerinde 2500 m, İç Anadolu’da 3500 m, Doğu Anadolu’da 4000 m’lerden geçer. Türkiye’de buzullara bugün ancak sürekli kar sınırını geçen bazı dağlar üzerinde rastlanır. Türkiye’de buzulların bulunduğu dağlar şunlardır: Güneydoğu Toroslar’ın Hakkâri dağlık kütlesi üzerindeki Buzul (Cilo) Dağ, Orta Toros-lar’da Aladağ ve Bolkar Dağları, Doğu Karadeniz Dağları’ndan Kaçkar, Üçdoruk (Verçenik) Dağı, Orta Anadolu’da Erciyes Dağı, Doğu Anadolu’da Süphan Dağı ve Büyük Ağrı Dağı’dır. Bu dağlarımızın özellikle kuzey yüzlerinde buzullar çeşitli tiplerde bulunur. Büyük Ağrı üzerinde zirveyi takke şeklinde kaplayan bir örtü buzulu vardır. Bu buzuldan aşağıya doğru yaklaşık 10 buzul dili sarkar. Hakkâri Dağlık yöresinde Buzul (Cilo) Dağı üzerinde birkaç vadi buzulu ile birçok sirk buzulu bulunur. Aladağlar, Bolkar, Erciyes ve Süphan buzulları küçük sirk buzulları şeklindedirler.

Dördüncü Zamanın ilk devresi olan buzul çağında Türkiye’de buzullar bugünkünden çok daha geniş sahalar kaplamışlardı. Hatta yüksek dağ alanlarında yer alan vadilerde çeşitli uzunlukta vadi buzulları oluşmuştu. Bugün o devirden kalma buzullaşma izlerini ülkemizin birçok dağında görmek mümkündür. Bu izlere Batı, Orta ve Güneydoğu Toroslarda, Göller Yöresi’nde Davras, Barla, Dedegöl ve Sultan Dağlarında, tüm Karadeniz Dağları’nda, Doğu Anadolu’da Mercan Dağları, Keşiş Dağı, Mescit Dağı, Yalnızçam Dağı, Bingöl Dağı, Marmara Bölgesi’nde Uludağ’da rastlanır. Bu izlerin bir kısmı buzul aşındırma şekilleri (sirkler, sirk gölleri, hörgüç kayalar, piramidal zirveler ve U şekilli vadiler), bir kısmı ise buzul biriktirme şekilleri (farklı buzul taşlardan oluşan moren setleredir.

Türkiye’nin Doyulmaz Karstik Şekilleri

02 April 2012 Kategori Coğrafya

TÜRKİYE’NİN KARSTİK ŞEKİLLERİ
Kireç taşı, alçı taşı, kaya tuzu gibi eriyebilen tortul kayaçların bulunduğu alanlarda, karbon di-oksitli suların bu kayaçları kimyasal yoldan eritmesi suretiyle oluşan çözünme ve çözünen maddelerin tekrar çökelerek birikmesi sonucunda oluşan şekillere karstik şekiller denir. Bu nedenle karstik şekillerin gelişebilmesi için eriyebilen kayaların varlığına, yer altı suları ve kaynakların işlevlerine, nemli bir iklimin olmasına ihtiyaç vardır. Bu koşulların gerçekleştiği alanlarda, yer üstü ve yer altında çok çeşitli karstik şekiller oluşabilir. Türkiye’de yaygın olarak gelişmiş karstik şekiller daha çok kireç taşları üzerinde görülür. Diğer çözünebilen ka-yaçlardan alçı taşı (jips), kaya tuzu ve tebeşir araziler üzerinde oluşan şekiller çok kısa ömürlüdür.
Türkiye’de karstik şekiller Güney Anadolu’da Toroslar üzerinde görülürler. Teke Yarımadası,
Göller Yöresi, Taşeli Platosu ve Güneydoğu Toroslar zengin ve tipik karstik şekillerden dolin, uvala, polye ve mağaraların bulunduğu sahalardır. Bunların dışında Batı Karadeniz Bölümü’nde Zonguldak, Kastamonu, Bartın çevreleri, Kocaeli Yarımadası, Konya yöresi, İstanbul batısı, Kırklareli Demirköy, Bursa çevreleri çeşitli karstik şekillerin bulunduğu sahalardır. Sivas ve Çankırı çevresindeki jipsli alanlarda erime çukurluklarına rastlanır. Ayrıca Erzincan çevresinde de karstik yapılı şekillere rastlamak mümkündür.

Erime (Çözünme) ile Oluşan Karstik Şekiller:

Bunlar, yer altı sularının ve kaynak sularının karstik kayaları kimyasal yoldan eriterek çözünmeye uğratmasıyla oluşan şekillerdir. Erime sonucu bunlar yeryüzünde çukurluklarla temsil edilirler. Ülkemizde en yaygın çözünme ile oluşan karstik şekiller kalsiyum karbonattan oluşan kireç taşlı arazilerde görülür. Yer üstünde görülen en tipik şekilleri küçükten büyüğe doğru lapya, dolin, obruk, uvala, polye olarak sıralanır. Ayrıca kuru, kör, çıkmaz vadilerde görülür. Tüneller, doğal köprüler ve mağaralar ise yer altında bulunan karstik şekillerdir.
Lapyalar: Kireç taşı yüzeylerinde görülen, yük sekliği ve derinliği bir metreyi aşmayan, erime oluk oyuk ve deliklerinden oluşan en küçük karstik şekil lerdir. Yüzeysel sellenme sularının kireç taşlı yüzey leh çözündürmesi sonucunda oluşurlar. Hemen türr kireç taşı karstının görüldüğü yerlerde rastlanar mikrokarstik şekillerdir. Oluklu, delikli, çatlaklı, ba samaklı, menderesti, kazan şekilli, sivri, basık gib kireç taşının bulunduğu konuma ve eğimine dayal olarak birçok türü vardır.
Dolinler: Lapyadan daha büyük olan karstil şekillerdir. Kireç taşlı sahalarda suyun kireci çö zündürmesi sonucunda oluşan birkaç metre derin liginde, birkaç metre ile birkaç on metre arasınd; çaplarda olabilen daire veya elips şekilli küçük ka palı karstik çukurluklardır. Dolinler, ülkemizde Tc roslar ve Küre Dağlarının kireç taşlı alanlarında çok yaygındır. Ayrıca Taşeli Platosu en yaygın gc rüldüğü yerlerdir.
Obruklar: Kısmen yüzeydeki kireç taşlarının çözülmesi, kısmen de yer altındaki mağara tavanlarının çökmesiyle oluşan, baca ya da kuyu şeklindeki çukurluklardır, iç Anadolu’da özellikle Tuz Gölü güneyinde ve Silifke doğusunda obruklara rastlanır. Özellikle adını aldığı “Obruk Platosu” üzerinde Kızören, Timraş, Çıralı’nın deniz adlarıyla anılan, içlerinde bir kısmında su da bulunan obruklar bulunur. Ülkemizde turistik açıdan önemli Cennet ve Cehennem obrukları ise Silifke’de bulunur. Akseki’de de derin obruklar vardır. Kırşehir’de de bir obruk bulunur. Konya’da Kızılören obruğu vardır.

Uvalalar :

Karstlaşmanın devamında dolinler gittikçe genişler, büyür ve bileşebilirler. Uvalalar dolinlerin birleşmesiyle oluşan dar ve uzun, birkaç yüz metre olabilen karstik çözülme çukurlarıdır. Uvalalara Batı ve Orta Toroslarda rastlanır. Tabanlarında tarım yapılabilmektedir.
Polyeler: Kireç taşlı alanlarda tektoniğinde etkisiyle çökme ve çözünme sonucunda oluşmuş, en büyük kapalı çukurluklardır. Boyutları itibariyle birkaç kilometre genişlik ve uzunluğa sahiptirler. Genelde birbirine yakın uvalaların birleşmesiyle de oluşabilirler. Anadolu’nun güneybatısında özellikle Göller Yöresi’nde, Teke Yarımadası’nda ve Muğla-Fethiye çevrelerinde tipik polye örneklerine rastlanır. Beyşehir Gölü güneyinde Gembos ve Eynif polyeleri; içinden Antalya-lsparta kara yolunun geçtiği Kestel polyesi;
Eğirdir Gölü ile Kovada Gö-lü’nü birbirine bağlayan dar olukta gelişmiş Boğa-zova polyesi, hatta Eğirdir ve Kovada göllerinin çanakları; Teke Yarımadası’nda Elmalı, Korkuteli, Bozova, Bademağacı; daha batıda Muğla, Ula, Yerkesik polyeleri; Eşen Çayı’nın yukarı kesiminde Seki Polyesi; Orta Toroslarda Mut’un kuzeydoğusunda Kızılova polyesi; Suğla ve hatta Beyşehir Gölü çanaklarının bulunduğu alanlar ülkemizin belli başlı polyeleridir. Polye, uvala ve dolinlerin tabanları genellikle alüvyon ya da terra rossa ile kaplı olabilir. Bu çanaklara düşen yağmur suları ile, polyelere çevresinden ulaşan akarsular, bunların tabanlarındaki subatan ya da düden denilen karstik doğal kuyulardan yer altına sızarlar. Ancak ülkemizde de görüldüğü ve yukarıda sayıları polye tabanlı göller gibi, düdenler geçirimsiz unsurlarla tıkandığında polye tabanlarını su basabilir, bu alanlar birer göle dönüşebilir. Bunyarın birkaçı: Eğirdir, Süple, Salda, Beyşehir.

Çözünme sonucunda yeryüzünde yukarıda anlatılan karstik şekiller gelişebildiği gibi, yer altı sularının fiziksel ve kimyasal yollardan etkisiyle yer altında da karstik şekiller gelişebilir:
Tüneller, doğal köprüler ve mağaralar: Kireç taşı ve travertenlerin çözünmesiyle doğal köprü ve tüneller gelişebilir. Silifke’nin kuzeydoğusunda Göksu Nehri üzerindeki Yerköprü doğal bir tüneldir. Antalya kuzeyindeki Düden suyu, Manavgat Çayı’nı besleyen Dumanlı önemli yer altı ırmaklarıdır. Aynı şekilde Eğirdir’den yer altına sızan sular, yer altı kanallarını izleyerek Aksu ve Köprüçay havzalarından tekrar yeryüzüne çıkarlar.
Erimeli kireç taşlarının bulunduğu sahaların en önemli şekillerinden birisini mağaralar oluşturur-. Mağaralar; kireç taşlarının kimyasal yoldan çözünmesiyle oluşabileceği gibi yer altındaki boşluklarda bulunan galerilerin yer altı sularının fiziksel yoldan yaptığı hidrolik etkiler sonucunda da oluşabilir. Mağaralardan; turizmin yanı sıra mağaralarımızdan meyve, peynir depolama, kültür mantarı yetiştirilmesinde ve hayvan barınağı olarak yararlanılır. İstanbul’daki Yarımburgaz Mağarası ile Atalya’daki Karain Mağarası tarih öncesinde insanlar tarafından barınak olarak kullanılmıştır. Türkiye’nin en uzun mağarası 6600 m uzunluğunda An-talya’daki Tilkiler Düden Mağarası; en derin mağarası ise yeryüzünden -1190 m derinliğe inen Anamur’daki Toroslar üzerinde Çukurpınar Düden Ma-ğarası’dır. Antalya’da Damlataş, Dim; Burdur’da İnsuyu, Manavgat çevresinde Dumanlı ve Düden mağaraları, Zonguldak’ta Cumayanı, Sofular, Al-tınbeşik, Kastamonu’da llgarini ve Dağlı Düdeni mağarası; Kırklareli Demirköy’de Dubnisa, Bursa güneybatısında Ayvaini, Gümüşhane’de Karaca, Tokat’ta Ballıca mağaraları ülkemizin turizme açılmış önemli mağaralarıdır. Ayrıca, kireç taşlarının bulunduğu kıyılarımızda birçok deniz mağarası vardır

Başlıca karst şekilleri
Çökelme ile Oluşan Karstik Şekiller

Travertenler karstik kaynaklardan çıkan kireçli suların kireci çökeltmesi sonucunda oluşan yeryüzü şekilleridir. Kirecin çökelmesinin nedeni Kalsiyum Karbonatın uçmasıdır. Örneğin; Toroslardan çıkan Kırkgöz kaynakları aracılığıyla kirecin çökelmesi Antalya Travertenlerini oluşturmuştur. Antalya kenti bu travertenler üzerinde gelişmiştir. Yurdumuzun bir başka tipik travertenleri Denizli’deki Pamukkale Travertenleridir. Bunlar, 35°C sıcaklığındaki kaynaklardan çıkan kireçli suların çökelme-siyle oluşmuş, yaklaşık 400-500 m yüksekliğinde bir yamacı kaplarlar ve onlarca traverten havuzu oluşturmuşturlar . Denizli’de Karahayıt,

Denizli’deki Pamukkale travertenleri
Van’da Muradiye, Bursa’da Çekirge, Erzincan’da Gürlevik travertenleri ile Bolu travertenleri diğer önemli traverten alanlarımızdır.
Ayrıca, Konya yöresinde Tuz Gölü güneyinde bazı kaynaklar çevresinde küçük volkan konilerine benzer traverten çökeltileri oluşmuştur. Bunlara traverten konileri adı verilir.
Bir de mağaraların çatlak sistemlerine dayalı olarak tavanlarından damlayan sulardaki kirecin üstüste yığılarak çökelmesi sonucunda damla taşlar oluşur.
Sarkıtlar, mağara tavanlarında oluşurlar. Mağara tavanlarındaki çatlaklardan sızan kireçli sulaı aşağıya doğru damlar. Bu sırada karbon dioksil uçar ve buharlaşan suyun içindeki kalsiyum karbonat (CaC03) çökelir. Böylece yer çekiminin tesiriyle tavandan yere doğru sarkıtlar gelişir. Sarkıtlardan damlayan suların içindeki kalsiyum karbonat düştüğü yerde üstüste birikerek dikitleri oluşturur lar. Mağaralarda zamanla sarkıt ve dikitlerin birleş mesiyle sütunlar oluşabilir. Ülkemizde işlevini vt yer altı drenajı ile ilişkisini sürdüren tüm mağara larda damla taş gelişimi devam etmektedir.

 

Türkiye’de Akarsuların Oluşturduğu Şekiller

 

TÜRKİYE’DE AKARSULARIN OLUŞTURDUĞU ŞEKİLLER


Yeryüzünün şekillenmesine neden olan dalga, akıntı, buzul ve rüzgârların yanı sıra, en etkili dış kuvvet akarsulardır. Akarsuların etkinliği, çoğunlukla yüksek dağlar, kutup bölgeleri ve çöller dışında kalan alanlarda ön plândadır.
Dünya üzerinde sahip olduğu yeri ve konumu, iklimi ve topoğrafik özelliklerinden dolayı Türkiye, akarsuların egemen olduğu ülkelerdendir. Bu nedenden yurdumuz, çok gelişmiş ve zengin bir akarsu ağına sahiptir. Oluşmuş olan bugünkü akarsu ağı sistemi, jeolojik devirlerden Üçüncü Za-man’ın sonu, Dördüncü Zaman’ın başlarında oluşmaya başlamıştır. Yükselmiş ve tamamen kara haline geçmiş olan ülkemizde, eğimin de artmasıyla akarsular vadilerine derince gömülmüşlerdir. Bu işlevleri günümüzde de sürmektedir. Akarsuların aşınım ve birikiminden oluşan işlevlerinin sürmesinden dolayı ülkemizdeki yeryüzü şekilleri zengin bir durumdadır. Bu nedenle ülkemiz akarsularının aşındırması ile birçok tipte vadi oluşmuştur. Akarsuların oluşturduğu aşınım ve birikim şekilleri iki grupta toplanır:

1. Akarsuların oluşturduğu aşınım şekilleri:


Akarsuların aşındırması; akarsu havzasındaki kaya yapısına, tabakaların durumuna, yatağında taşıdığı su miktarına, yatak eğimine, akarsuyun hızına, taşıdığı yük miktarına bağlıdır. Örneğin; suyu fazla bir akarsu, eğimi yüksekçe olan bir yatakta
hızla akıyorsa, aşındırma gücü fazladır, denebilir. Bunun tersi olursa yavaş akan, suyu az bir akarsuyun aşındırma gücü zayıftır. Ülkemizde akarsuların çoğunun aşındırma gücü, debisindeki değişikliğe bağlı olarak mevsimler arasında önemli farklılıklar sunar. Özellikle ilkbahar ayları suların en yüksek olduğu ve aşındırma gücünün en fazla olduğu dönemdir. Türkiye’de yüksek dağ alanlarının çok fazla olması nedeniyle akarsu aşındırması ön plânda bulunmaktadır. Ülkemizde akarsu aşındır-masıyla oluşan birçok vadi tipi oluşmuştur. Vadi, bir yatak ve bunun iki yanında eğimli yamaçların yer aldığı yeryüzü şekillerinden birisidir. Bunlar, içine akarsuların da yerleşebildiği uzun oluklardır. Vadiler, aşındırma ile yana doğru ve derine doğru gelişebilirler. Ayrıca, yana doğru aşındırma sonucunda akarsular, vadilerini bir diğer akarsu havza-sıyla yapmış olduğu sınır olan su bölümü çizgisine kadar uzatabilirler.
Derine aşındırmanın fazla olduğu yerlerde oluşan dar, derin ve dik yamaçlı vadilere boğaz vadi adı verilir. Ülkemizdeki boğazlar daha çok sert kayalar içinde açılmışlardır. Bu tür boğazlara yarma vadi denir. Özellikle ülkemizde kuzeyin önemli akarsuları olan Sakarya, Kızılırmak, Yeşilırmak ve Çoruh nehirleri, Anadolu’nun kuzeyindeki dağları yararak birçok boğaz ve yarma vadi oluşturmuşlardır. Yine Doğu Anadolu Bölgesi akarsuları (Karasu, Murat, Fırat ve Dicle) ve güneyde Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu vadilerde birçok boğaz oluşmuştur.
Bazen boğazların kenarında yamaçlar basamak basamaktır. Böyle basamak profili gösteren ve yatay tabakalar içinde açılmış boğazlara kanyon denir. Ülkemizde kanyonların en tipik örneklerine Torosların yatay yapılı kireç taşlı arazileri içinde rastlanır. Örneğin, Göksu Nehri Taşeli Plâto-su’nun kireç taşları içerisinde kanyon biçiminde derin boğazlar oluşturmuştur. Bazı vadilerin enine profili V şeklinde ve alüvyal tabandan yoksundur. Bu tip vadilere kertik ya da çentik vadi denir. Özellikle Kuzey Anadolu Dağları’nın ve Torosların denize bakan yamaçları üzerinde kurulmuş örneğin; Kuzey Anadolu’da Fırtına Deresi, Solaklı Deresi, İkizdere; Güney Anadolu’da Aksu Çayı, Manavgat Çayı, Tarsus Çayı gibi, birçok akarsu vadisi dağların epirojenik stilde yükselmelerine dayalı olarak gençleşmelerinden dolayı V şeklinde oluşmuşlardır. V şekilli çentik vadiler, yana aşındırmanın fazla olduğu ve yamaçların yatıklaştığı yerlerde vadi profili genişler ve basık bir profil görünümünü sunan yatık yamaçlı vadiler oluşur.
Yatık yamaçlı vadilerin tabanlarının taşınan alüvyonlarla doldurulması sonucunda ve yamaçlarının da aşınımla iyice yatlaştırılmasıyla alüvya! tabanlı vadilere dönüşürler. Ülkemizdeki akarsuların büyük birçoğunun denize ulaşmadan önce ağız kesimindeki vadi profili bu şekli almıştır. Bunun yanı sıra bir akarsu vadisini, biri sert diğeri yu muşak iki farklı dirençteki kayanın birleştirdiği yer de kazıp derinleştirir ise sonuçta yamaçlarındar biri daha dik, diğeri yatık olur. Bu bakımdan, ya maçları farklı eğim değeri gösteren vadiler asimet rik vadi denir. Ülkemizde bunlar, değişik dirençte ki kayaların yer aldığı hemen hemen tüm vadile üzerinde lokal olarak görülür (Şekil 1)

Yukarıda sözü geçen aşınım şekillerinden vac lerin yanı sıra; killi-tüflü yamaçların yüzeysel selenmelerle derine yarılması sonucunda kötü ara anlamına gelen kırgıbayır (badlands) denilen ş killer ve peri bacaları oluşur. Ülkemizde İç Anadlu’daki Ürgüp-Göreme yöresinde peri bacaları bulunur.

Ayrıca akarsu yataklarında eğimin birden azaldığı ve suyun birden çağlayanlar ve şelâleler yaparak düştüğü yerlerde bir çukur gelişir. Bu çukura dev kazanı ismi verilir. Bunlar, akarsu aşındırması sonucunda gelişirler. Ülkemizde Akdeniz Bölge-si’nde Düden Çayı ve Manavgat Çayı üzerinde birçok örneği bulunur. Dev kazanın olduğu her yerde şelale bulunur, ancak her şelalenin olduğu yerde dev kazanı oluşmaz.
Başta akarsular olmak üzere diğer dış kuvvetlerin, yeryüzünü aşındırması sonucunda yükseltileri neredeyse deniz seviyesine kadar indirilmiş, inişli-çıkışlı, dalgalı düzlükler oluşur. Bunlara peneplen (yontuk düz) denir. Ülkemizde milyarlarca yıllık I. Zaman arazileri özellikle akarsu aşınımıyla düz ya da düze yakın yüzeylere sahip peneplenlere dönüşmüşlerdir. Ancak daha sonraki tektonik hareketlerin etkisiyle yükselmiş olan peneplen arazileri içine akarsular gömülerek V şekilli, genç, çentik vadiler oluşturmuşlardır. Ülkemizdeki peneplenlerin en tipik örneği, Çatalca ve Kocaeli platoları üzerinde yayılan peneplen alanıdır.

2. Akarsuların oluşturduğu birikim şekilleri:
Akarsuların taşıdığı çeşitli boyuttaki kil, kum, çakıl gibi maddeler, dağ eteklerinde ve ovalarda akarsuyun gücünün azalması ya da akarsuyun yükünün artması sonucu biriktirilir. Yükün bir akarsu tarafından taşınamayan kısmı yatakta çökelir. Bu çökelme etkinliği sırasında iri unsurlar olan blok ve çakıllar, ilk çökelenlerdir. Daha sonra ve geç çökenler ise, kumlar ve suda asılı olarak taşınan mil, kil gibi ince unsurlardır. Sözü geçen bu unsurların çökeltilmesi ile birçok akarsu biriktirmeşekli oluşur:
Birikinti konileri:
 Eğimli yamaçlardan inen sellerin ve derelerin suları bir düzlüğe vardığında hızları birden azalır, oraya kadar sürükleyerek taşıdıkları kaya parçaları ve onların kırıntılarını dağ eteğinde koni şeklinde yığarlar. Bu koni şeklindeki birikinti şekillerine birikinti konisi denir. Eğer bunların topoğrafik eğim değeri 10°den büyükse birikinti konisi; 10°den küçük ve nispeten cılız bir akarsu tarafından bu malzeme taşınıyorsa o zaman da birikinti yelpazesi adını alırlar. Ülkemizde birçok kentimiz birikinti koni ve yelpazeleri üzerinde kurulmuşlardır. Kayseri’nin Yeşilhisar, İsparta’nın Senir-kent, Konya’nın Akşehir ve bir de Bursa kentleri bunların birkaçıdır.
Dağ eteği ovaları: Yan yana yer alan birikinti koni ve yelpazelerinin birkaçının taşıdıkları materyalleri dağın eteğinde çökeltmeleri ve bunların birleşmesi sonucunda oluşan ovalardır. Bursa ovası, Dörtyol-İskenderun arasındaki kıyı ovası bu ovalara örnek oluştururlar. Buralarda tarım yapılabilmektedir.
Dağ içi ovaları: Bunlar dağ içlerinde, özellikle eğimin azaldığı yerlerde oluşan birikimler sonucunda oluşan ovalardır. Ülkemizdeki dağ alanları üzerinde çok görülürler. Erzurum ve Erzincan ovaları bunlara örnektir.
Taşkın ovaları: Taban düzeyinde akarak deniz seviyesine yaklaşan akarsuların ağızlarında ya da aşağı kesimlerinde oluşmuş ovalardır. Taban seviyesine ulaşması nedeniyle akarsuların eğimleri, hızları ve taşıma güçleri çok azalır. Buralarda oluşan geniş tabanlı alüvyal dolgulu ovalara taşkın ovası ya da taban seviyesi ovası adı verilir. Akarsular bu tabanlarda menderesler çizerek akarlar, yer yer taşarak taşkınlara neden olurlar. Bazen de yataklarını değiştirirler. Ülkemizdeki birçok akarsu, denize kavuşmadan bu şekilde bir birikim sonucunda taşkın ovaları oluştururlar. Sakarya’nın Adapazarı Ovası, Seyhan ve Ceyhan’ın oluşturduğu Çukurova, Batı Anadolu’da çöküntü alanlarında yer alan ovalar bunlara örnek oluşturabilir.
Deltalar: Akarsuların deniz veya göllere ulaştıkları kesimlerde taşıdıkları malzemeleri akasu ağızlarında biriktirmesiyle oluşur. Taban seviyesi ovalarından farkı, deltaların deniz içinde de birikme yapmalarıdır. Seyhan, Ceyhan, Meriç, Kızılırmak, Yeşilırmak’ın deltaları ülkemizin tipik delta örnekleridir. Deltalar, denize doğru ilerleyerek gelişirler ve büyürler. Ancak bu gelişim için kıyıda kuvvetli akıntı olmaması gerekir. Örneğin; üzerinde eski bir liman olan Truva kentinin kurulu olduğu Biga Yarımadası üzerindeki Kara Menderes Çayı, Çanakkale Boğazı çıkışındaki deniz akıntılarına
yenilerek denize doğru ilerlemesi sürerken durmuş ve burada üçgen şekilli delta denize doğru gelişememiştir.

AKARSU AŞINDIRMASI-BİRİKTİRMESİNİN BİRliKTE GÖRÜLDÜĞÜ ŞEKİLLER
Taraçalar (sekiler):
 Bunlar, vadilerin yamaçlarında basamak şeklinde yüksekte kalmış akarsuların eski taban parçalarıdırlar. Genellikle iklim değişiklikleri, alanın yükselmesi ya da denizin alçalması sonucunda taraçalar oluşurlar. Taraçalar, geniş yatağına alüvyonlarını yaymış olan bir akarsuyun, tekrardan canlanarak, yatağını kazmaya başlaması ve derinleştirmesiyle oluşurlar. Ülkemizde dağ alanları dışındaki vadilerde akarsu taraçaları daha çok görülürler.
Menderesler: Akarsuyun yatak eğiminin azaldığı yerlerde, yana aşındırma sonucu oluşan büklümlerdendir. Menderesler yapan bir akarsuyun akış hızı az, uzunluğu ve yana aşındırması fazladır.
Örnek: Büyük-Küçük Menderes.

Resimleri şu şekildedir ;

 



chat Sohbet

Copyright © Doyulmaz.Net – Sohbet, Doyulmaz Sohbet, Chat, Sohbet Odaları. Tüm Hakları Saklıdır.
sitemiz google aramalarında; ="sohbet">sohbet ve ="chat">chat gibi aramalar üzerinde öncülük etmektedir. site haritası: ="sitemap">sitemap